Mayıs 17, 2012

mutlu ol yeter

bazı zamanlar reklamlarda bile ağlayabilecek psikolojide oluyorum, reklamın içeriğine bağlı olmaksızın. bazı zamanlar önümde canlı kesseler ağlamam gibi geliyor.

bunların istisnası olan tek şey vardı şimdiye kadar, ağlamaklı olsam da olmasam da ağladığım ve hep ağlayacağım yeşil yol. kitapta olmuyor ama film başladığı anda ben ağlamaya başlıyorum. bir rulo tuvalet kağıdı ile tamamladığım bu yolculuğun bir başka hazin sonu da ağaçlara yansıyor.
artık buna house da katıldı. eskiden üzerdi ama gülüp geçeceğimiz bir acınası hali vardı, şimdi dizi bitiyor ya her şeyine acıyorum adamın. öyle de güzel senaryo yazıyorlar ki tüm geçmişe bakınca house'un acı çekerek ölmesinin en mantıklı son olduğunu düşünüyor insan. gerçek olmayan şeylere bu kadar ağlamak bi' hormonlarla olur bi' de böyle insan hayatının içinde olabilecek gerçeklikteki senoryayla (yeşil yol'u ayrı tutaraktan, inci dizerekten)...

Mart 29, 2012

disleksi


insanlar yaşlandıkça en yakınlarının bile adlarını karıştırırlar ya, torununa seslenmek için tüm çocuklarının adını sayar bir annane örneğin. bunun yaşlılık, bunama, alzheimer, dalgınlık vs. gibi nedenleri olabilir.
yıllarca "melike, mualla, (bunu benim adımdan önce hatırlaması mucize ama) şemsünnehar amaaaan serra" diye çağırıldığım için iyi bilirim ad karıştırma durumunu.
bende var olan ise, daha bu yaşımda bunamadığıma göre, bir çeşit ad öğrenme bozukluğu olmalı. bazı insanların adlarını asla öğrenemiyorum. örneğin bence adı Zamazingo* olan bir futbolcu var, gerçek adını katiyetle öğrenemedim. kardeşime soruyorum Zamazingo'nun adı neydi diye ya da bir basketbolcu var onu soruyorum ben kime William Wallace** diyorum diye. ünlü de adamlar aslında, olmuyor öğrenemiyorum adlarını. bir de Nasuh Mahruki*** var bu kategoride, gerçekte ne olduğunu tahmin etmek bile imkansız değil mi? gerizekalıyım da haberim mi yok acaba?

ve gerçekler: 
* lizarazu
** allen iverson
*** toruk macto

Ocak 28, 2012

yarmak

yapım eki almış gibi görünüp de almamış olan ama almış gibi davranılan "yargı" sözcüğü bu zamanlarda pek ağzımıza yakışmıyor.
önyargı konusunda ne kadar başarılıysak tarafsız yargı konusunda o kadar başarısız insanlarız ki zaten önyargının başarısı, tarafsız yargının başarısını etkiliyor.
daha kimsenin gölgesinde hareket etmek durumunda olmayan insanlar birbirleri hakkında tarafsız düşünüp, kibirlenmeden, kendilerini yüce görmeden yorum yapamazken; birilerinin gölgesinde hareket edenlerin doğru kararları verip tarafsız yargılaması nasıl beklenebilir ki?

Ocak 09, 2012

hollywood'dan özür dilerim

filmlerde falan merdivenden aşağı doğru, ters taklalar atarak düşen ve ayağa kalkan insanlar, iki gün öncesine kadar inandırıcı gelmezdi. o kadar merdivenden tepe taklak düşüp de nasıl ayağa kalkılabilir ki derdim. oluyormuş.
merdivenden çıkmaya çalışırken, basamakların dar ve dik olması yanında alkolün bozduğu balans ayarı nedeniyle -sayabildiğim kadarıyla- iki tam bir yarım ters takla atarak merdivenlerin sonuna iniş yaptım. sonuç: ayağa kalkılabiliyormuş.

geceye devam edip sabah 5te eve dönünce bile insan kendisini sapasağlam hissedebiliyormuş ama uyuyup uyandıktan sonra her bir basamakla temas etmiş olan her bir uzuv delice ağrıyormuş. çeşitli morlukların yanı sıra dışarıdan bakınca darbe aldığı anlaşılmayan yerlerde de hatrı sayılır ağrılar olması korkutuyor insanı bu arada.
filmlerde inandırıcı bulmadığım ikinci bir durumda tek tokatla ya da enseye tek darbeyle patates çuvalı gibi yığılan, bayılan insanlar. bunu da birebir tecrübe etmemek dileğiyle...

not: merdivenleri çeken bir güvenlik kamerası vardı, belki görüntüleri ileride internette görebilirim.

Ocak 04, 2012

peruk alsam