Nisan 30, 2009

star wars

üç gecedir aralıksız star wars izlemekten içim dışım güç oldu. karanlık tarafa gittim gittim geldim. itiraf edeyim ki daha önce hiç bir bölümünü izlememiştim ve star wars'tan nefret ediyordum. izlemediğim bir filmden neden nefret etmişim, niye hiç, bakalım bu film nasılmış ne diyomuş dememişim de uzaktan uzağa nefret etmişim bilmiyorum. kocamın zoruyla 6 filmi birden aldık ve maalesef izlemeye ilk filmden başladım. maalesef diyorum çünkü 3'ten sonra 4'ü izlemek, matrix'ten sonra dünyayı kurtaran adamın oğlu'nu hatta kendisini izlemek gibi bişi.
dünya çapında bir sinema eleştirmeni değilim ama izlediğim filmlerle ilgili kafamda oluşan düşünceleri bir eleştirmen gibi yorumlayabilirim. şimdi sözü eleştirmen kişiliğim el-myra dorsay'a bırakıyorum ve taa pazar günü demlediğim, küflenmeye yüz tutmuş çayımdan bir yudum alarak başlıyorum:

1. keşke 4, 5 ve 6 da yeniden çekilseymiş. neyse parası veririz.

2. g. lucas 3er saatlik iki filmle anlatılabilcek bir konuyu 2şer saatlik 6 filmle anlatmış. kimse yanlış anlamasın olumsuz bir eleştiri değil bu (ben hep p. jackson'a kızarım yüzüklerin efendisini 3er saatten 9 film yapmadığı için). böyle güzel filmler çok uzun olmalı bence. başladı mı aylarca izlenmeli, sindire sindire, keyfini ala ala.

3. her ne kadar yeni filmlerle aradaki teknoloji farkı anlaşılsa da 1, 2, 3 benim beklediğim kadar başarılı çekimler değildi. ama tabi ki sonu önceden izlenmiş bir filmden daha ileri bir teknoloji ile başlangıç olmaz diye önceki filmlere yakın bişiler yapılmıştır saygı duyarım. zaten onun için dedim keşke 4, 5, 6 da tekrar çekilseymiş diye. (bi de droidler, gemiler fln her bölümde aynı ya, onlar arasında bir fark görünmüyo zaman açısından. yalnız leia'nın yüzüne bakınca "evet bu film 70lerde çekilmiş" diyo insan. bi surat bu kadar mı zamanını yansıtır yahu.)

4. anakin ne kadar karizmatik ne kadar lider ruhlu bir adamsa mal oğlu luke da bi o kadar ezik bi o kadar sinir bi tip bence. öyle ana babadan bu bebe nasıl olmuş? hadi leia, padmé'nin kızı olduğunu belli ediyo da, o luke var ya... off sinir oldum.

5. bu çocukların anakin ve padmé'nin olduğu bilinmesin diye birbirlerinden ayrılıp başka ailelere verilmedi mi bu yavrucaklar? hadi leia'yı saklayabildiler de, sen kalkıp luke'a skywalker dersen olmaz ki. anlarlar ki. hatta anladılar ki.

6. jedi yetiştirmek için en makul yaş kaçtır? eşek kadar luke'u sanayide kaportacıya versen almazlar öğrenemez bu diye (babası kaportacıysa bi yere kadar olabilir). yoda anakin'e de bu kartlaşmış, olmaz daha da jedi demişti, başlarına bela bile oldu. luke'a da dedi aynı şeyi, sonra onu da darth vader'ı yenmenin tek yolu diye yetiştirdi.

7. anakin nasıl eğitildi göremedik ama luke, rocky yöntemiyle jedi oldu. doğal ortamda taşla sopayla, sırtında yoda'yla.. buzluktaki etleri yumruklayarak, karlı dağlarda yokuş tırmanarak. (ivan drago'yla karşılaşsa yenilirdi ama bence)

8. "ışın kılıcının kestiği kol kanamaz" kanasaydı baba oğul kan kaybından ölürlerdi yoksa.

9. harrison ford'u sevmiyorum.

10. fonda imperial march duyup üstüne yoda izleyince çok duygulandım. aah ah. nerde o eski telegol'ler, diiğ mi güntekin?

Nisan 29, 2009

rüya tabirleri

at: rüyada at görmekle ilgili yorumlar görülen atın rengine göre çok çeşitlilik göstermektedir. ancak genel olarak "at" kişinin bulunduğu konumdan ilerlemesine delalet eder, L şeklinde.

papatya: kişinin rüyasında papatya topladığını görmesi genellikle bazı konularda şüpheleri olduğu anlamına gelir. hayatında güvenmediği ya da inanmadığı kişiler olduğu ve aslında inanmamakta da haklı olduğu anlamına gelir. çünkü papatya toplayan kişinin hayatındaki insanın iki arada kalmış olması muhtemeldir, seviyorum? sevmiyorum?

rüyada sesinin çıkmaması: insanlarla konuşmaya çalışıp da sesinin çıkmadığı rüyalar karabasan olarak adlandırılır. kişi can hıraş konuşmaya bağırmaya çalıştıkça ter içinde kalır. bu korkulu rüya gerçek hayatta telefon faturasını ödemeyi unuttuğuna delalettir, ödenmesi gereken meblağ dökülen terle doğru orantılıdır.

Nisan 24, 2009

hayvansever

tuvalette bir tıkırtı duyup bakmaya giden bir hayvan sever, koyu gri ve ıslak bir lağım faresi ile karşılaştığı zaman fareyi kucağına alıp biberonla süt verir mi, havluyla kurulayıp akşam yanında uyutur mu?
ben, evde uygun şartları oluşturabilirsem eğer bi yunus beslemeyi istiyorum. uygun şartlar dediğim tabi ki de dev bir akvaryumda yaşamak oluyo bu durumda. yani annelerin köpek istediğimiz zaman söylediği "bahçeli bi evimiz olsaydı alırdık yavrum, yazık hayvana evin içinde. hem pisletir orayı burayı" dedikleri durum bahçeli bir eve taşınmak suretiyle karşılanabilirken benim bir hayvan sahibi olabilmem için annemin ön koşulu şöyle "aquaparklı bir evimiz olsa olur kızım, yazık hayvana küçücük küvette. hem balık yetiştiremeyiz ona" ben de uzaktan izlemekle yetinmek zorundayım bu durumda o sevimli ve zeki yunusları.
bi de şu resme çocuklar baktığı zaman 8 tane yunus görüyomuş, kaybetmişiz tüm masumiyeti



Nisan 18, 2009

tümdengelim

ilkokula başlayan genç dimağlar okuma yazmayı bu taktikle öğrenirler. tam bir cümle halinde başladıkları serüvende önce sözcüklere sonra hecelere sonra da harflere geçilerek işlem tamamlanır. artık mini mini birler ezber olmadan gördüklerini okumaya başlarlar, tümdengelimin başarılı bir sonucu olarak.
bir de matematik sınavında öndekinin kağıdına bakıp sadece sonucu gördükten sonra, sorunun içindeki sayıları alakasız toplama, bölme, çarpma işlemleri kullanarak elindeki sonuca ulaştıran insanlar olur. eğitim sisteminde çok fazla ilerleme gösterememiş bir ülke olduğumuz gerçeği ile bakınca hâlâ böyle insanlar olduğunu çok rahat tahmin edebiliyorum. işte sonuçtan yola çıkıp alakasız işlemler yaparak problem çözen bu insanlar, sözel bölümler seçip matematikten kurtulmuş olsalarbile hayatın her alanında matematik olması nedeniyle, atıyorum bir savcı olduklarında ulaşılması gereken bir sonuç verilir ellerine, onlar da alakasız işlemler yapıp yanlış sayıları toplayarak zorlama şekilde istenen sonuca ulaşabilirler tümdengelimle. bunun yanında tümdengelimin asıl kullanım alanı okuma yazma olduğu için yıllarca sürecek bir dava konusu da yazabilirler. (hikayedeki olaylar ve kişiler uydurma olup, kimseyle alakası yoktur. benzerlikler sadece tesadüftür)

Nisan 13, 2009

hava bedava su pahalı

her programın deneme sürümünü indirerek 15 ila 30 gün arasında bedava program kullanmayı kendine kâr sanan bir kişiliğim. eski cd'lerin arasında istediğim programı bulursam benden mutlusu olmuyo dünyada. oohh beleşe kullancam istediğim kadar diye. eski sürümleri bile olsa "ama sonuçta iki yıl önce en iyi sürüm buydu" diye pozitivist hatta faydacı bir yaklaşımla mutluluğuma mutluluk katmam da cabası. hatta bi tane rewritable (gora'nın, teknik terim kullanıyorum ki cahil olduğum sanılmasın sahnesi) cd buldum yine eskilerin arasında, üstüne yazdıkça yazıyorum delicesine. işte bu da beni bu kadar beleşçi bir şahsiyet haline getiren kapitalist düzene kapak olsun.

Nisan 07, 2009

bir dil bir insan

bir ülkenin bağımsız varlığını sürdürebilmesi için en önemli şey kültürünü ve dilini yaşatabilmesidir. kendi anladığı dili doğru düzgün konuşamayan insanlar kültürlerini unuttukları gibi vatan sevgisini, ulus olma bilincini de kaybederler. dil, aynı kültürden gelmenin ve bir arada yaşamanın en önemli unsurudur çünkü zor zamanında yardım isterken, memnuniyetini bildirirken, canın sıkılıp da sohbet etmek istediğin zaman karşı tarafın seni anlayabilmesi asıl konudur. kendi dilinde tv yayını için yırtınmanın, eğitimini istemenin nedeni de budur sanırsam...
türk halkının kendi diliyle ilgili tek derdi ülkeye gelen yabancıların basına, meclise ya da selamladığı askerlere türkçe birşeyler söylemesidir.
"merhaba asker" der birisi, herkes sevinip heyecanla el çırpar "ay koskoca devlet başkanı merhaba dedi, asker dedi. ay pek de şirin söyledi, ne sıcak kanlı adam" sanki adam tüm ziyareti boyunca türkçe iletişim kurmuş gibi abartılır bu bir de. "obama türkçe konuştu". sempati kazanır halktan, diline çok önem veriyor ya herkes. "ay zaten adı da hüseyin canım, bizden o da işte" kızılderililer de türkmüş ki zaten.
ama yazı yazmaya gelince türkçe'yi obama kadar bile kullanamaz kimse. ayrı yazılması gereken de, mi, ki hep birleşik.. "bende seni seviyorum" demiş sevgilisine. ama bildiği bazı kuralları da kullanmaya çalışıyor, örneğin; "ünsüz uyumu"nu kural olarak tam bilmese de konuşma sırasındaki sesten dolayı yazısında kullanıyor bunu "burak'ta bizimle ewe gelçekmiş! ;)"
birleşik yazılması gereken -de ve -ki için bir sorun yok, her şeyi birleşik yazınca onları mecburen doğru yapmış oluyorlar.
almanlar için dil o kadar önemli ki adamlar dünyanın her yerinde (televizyon) television olan sözcük için bile almanca bir karşılık bulup fernseher demişler. ingilizceyi çatır çatır bilen fransızlar ölüm döşeğinde olsalar, azrail ingilizce konuşsa sallamazlar. azeriler ana haber bülteninde "vaşington'da" "corc buş" diye yazılarla haberleri verirler. bizimse ana dilimiz ingilizce olmak üzere, ya da bu gidişle arapça...

Nisan 03, 2009

namus bekçiliği kadrosu


son seçimlerde yanlış oy kullanıp defalarca şehri ziyaret etmiş olan başbakanlarını kızdıran antalya halkının medar-ı iftiharı kemer'de, tüm ülke genç kızlarının namusunu düşünen (mhp'li) belediye başkanı mazbatasını aldığı gibi icraatlara girişmiş ve türkiye'nin batının ahlaksızlığını alıp yozlaşmasını engelleyebilmek adına çok önemli bir adım atmıştır, hepimize hayırlı olsun.
"aşk yağmuru" ya da asıl önemli adıyla "genç kızların ahlakını bozan heykel"i söküp yerine batının ilmini alabilmemiz için ilk şart olan eyfel kulesi benzeri bir yapıyı dikecek olan bu belediye başkanının ilerde büyüyüp "melih gökçek" olmasını ve ahlakı bozulmamış, namuslu genç kızların gönüllerince gezip eğlenebilecekleri, eşek üstünde nasreddin hoca, semah halinde mevlana görünümlü alışveriş merkezleri ile bu şirin ve turistik ilçemizi tüm dünyaya tanıtmasını bekleriz.
günümüze değin bu heykele maruz kalıp da ahlakı bozulmuş olanlarınsa gavur izmir'e ya da alkolik trakya'ya sürülüp cezalandırılmaları ve ibret olsun diye ahlak bilgisi derslerinde okutulmaları konusunda meb müfettişlerinin ve dahi bakanının atılım yapması için bakanlığa mail yoluyla ulaşmayı vatandaşlık görevi bilirim. bence bakanlıkların tamamına namus bekçiliği müsteşarlığı açılmalı ve her alanda ahlaki unsurlar buraya yerleştirilecek ahlaklı kadrolar sayesinde denetlenmelidir.

Mart 31, 2009

neşeli günler

en güzel turşu suyu limonla mı olur sirkeyle mi?
kendi başıma turşu kurmuşluğum ve turşu suyu yapmışlığım olmadığı için bilemem ama ankara'da en güzel turşu suyu sakarya'da hüsmen ağa'da olur. hüsmen ağa, karısından turşu suyu yüzünden ayrılmış olsa mesela, ben kendisine oy verirdim, bir konuda ilk kez bir erkeği desteklerdim. hüsmen ağa'nın 6 çocuğunun tek kızı olup üç üç ayrılmış kardeşlerin buluşmasında da "şimdi 6 kardeşin buluşması şerefine gazozlarımızı havaya kaldıralım" repliğini kullanabilmeyi isterdim.
hayatımı bazen eski türk filmleri gibi yaşamak istiyorum, huzurlu, mutlu, acılara karşı güçlü ve sonunda hep iyilerin kazandığı.
kazanmak demişken gerçek hayatta iyiler kazanamaz diyerek gerekli yerlere gerekli mesajları göndermiş olmanın mutluluğunu yaşarım, hiç kimse de buna engel olamaz. bi de seçmenlerin eğitim seviyeleri, iq'ları felan feşmekan işte. "okumak cehaleti alır da eşeklik baki kalır" lafını da okumuş ama yanlış seçimler yapmış insanlar için kullanmaktan çekinmem.
bi de bence romantik komediler ve dahi aşk filmleri dahil dünyanın en büyük aşkı vecihi'nin fikret'e olan aşkıdır, üstüne tanımam. gülen gözler filmini izlediğim bi ara görüşmek dileğiyle. c u.

Mad Melih 4

çocuklaaaarr.. melih amcamız bizi çok seviyor! işte ankara'yı turizmin başkenti haline getirecek, döviz üstüne döviz yağdıracak ve ankara'nın daha bir başka güzel olmasını sağlayacak mega projelerden yalnızca bir tanesi. bu resimde, muhteşem bir örneğini gördüğümüz eğlence turizminin vazgeçilmez elemanı "disneyland"ın, dünyanın hiç bir yerinde rastlanmamış korku tüneli eğlencesi. bu tünelden hızla geçerken küçük bir kıza sulanmakta olan yaşlı bir adam görüyoruz ve kızın ona itiraz edişini korku içinde izliyoruz. o minicik kız kötü yola düşüp o.ospu olmasın diye uğraşan bu adamın dramı hepimize ders oluyor.
projeye ait diğer resimlere de baktım, heyecanım kabardı, bu fantastik eğlence mekanının inşaatında çalışıp bir an önce tamamlanması için elimden geleni yapmak istiyorum. lambadan çıkan cinler mi istersin, her akşam havai fişek gösterileri mi tercih edersin? öyle böyle değil.
seçimden bir gün önce kızılay metrosundan geçmem gerekti.. geçenler bilir ki metronun altı tam bir sanat yuvası tam bir kültür mantarıdır. seçimlerden bir gün önce de yine bir sergi vardı. sürreal sanatçı gökçek'in tamamlanmamış metro eserlerinin fotoğraflarının sergisi. yani öyle bir sanat icra ediyor ki tamamlanmasına gerek kalmadan fotoğraflanıp sergilenecek kadar değerli, bitmesi gereken zamandan 3 yıl sonra bile bitirmesi gerekmeyecek kadar önemsiz...
bi de bu yaz k.çımızı yıkamaya bile su bulamayınca disneyland'a gelen binlerce turistten istediğimiz birini seçip ülkesiyle su karşılığında pazarlık yapcaz sanıyorum. bu yüzden benim tavsiyem suyu bol olan memleketlerden bir turist seçmek, örneğin isviçre

Mart 30, 2009

sihirli değnek



her şeyi benim isteklerim doğrultusunda değiştirebileceğim sihirli bir değneğim olsaydı, dünyadaki herkesin benimle aynı görüşte olmasını sağlayabilecek olsaydım bile bunu tercih etmezdim.. insanlar farklı şeyler düşünüp, farklı inançlara sahip oldukları sürece hayatın eğlenceli ve sürdürülebilir olduğunu düşünüyorum. ancak bu noktada kendimle çelişiyorum. çünkü dünyadaki bir çok insan herkesin kendisiyle aynı görüşte olmasını istiyor ve istemekle de kalmayıp bu uğurda insan öldürüyor, farklı düşüncede olanları sindirmek için kaba etlerinin arasından iddianamler uydurup, onları tutukluyor ve kişilerin gözlerini korkutup kendi düşüncesini yaymaya çalışıyor. bu durumda sihirli değneğimle yapacağım şey; bu kişilerin, insanların farklı şeyler düşünebilmesine saygı duyabilecek seviyeye gelmesini sağlamak olurdu. yani aslında ben de herkesin benim gibi düşünmesini istemiş mi oluyorum kararsızım...

Mart 26, 2009

uyku

sanırım uyku tanrısı hypnos tarafından lanetlenmiş bulunuyorum. yani ben ezelden beridir çok uyudum, çok uyurum ama bu kadarı da abartılı gelmeye başladı. yani günlük uykum 12 saati geçmeye başladı, korkuyorum rüya alemine geçiş yapıp bi daha asla kendime gelemicem diye. ve hypnos'tan beni rahat bırakmasını hatta mümkünse alektryon'un sabahları öterek beni uyandırmasını zeus babadan diler, tüm olympos aleminin ellerinden öperim.

Mart 20, 2009

tarihin başlangıcı

henüz daha konuşma eyleminin keşfedilmediği dönemlerde, birlikte yaşadıkları insanları doyurmak için erilleri ava giden dişi homo sapiensler bir araya gelip, mağara resimlemesi aracılığıyla dedikodu yapıyorlar mıydı acaba diye merak ederim hep. bence dedikodu evrimleşme sürecimizde atalarımızdan aldığımız ve zaman ilerledikçe geliştirdiğimiz bir yetenek. dedikodunun nereye kadar uzandığını bulmak amacıyla, internetten bulduğum prehistorik mağara resimleri üzerinde yaptığım araştımalar ile bir çok arkeoloğun ve etimoloğun hiyeroglifler konusunda yanıldığını, o resimlerde anlatılanların "cilalı taş" günü yapan kadınların dedikoduları olduğunu ve lisanların, tüm bu mağara resimleleri aracılığıyla dedikodu yapmanın zorluğu nedeniyle bizzat kadınlar tarafından bulunduğunu farkettim ki, bu da tüm insanlık tarihinin aslında Nurşen'le Meliha'nın oturup, Firdevs'in kocasını çekiştirmeleri üzerine kurulduğunu gösterdi bana.

anlamını çözdüğüm bir dedikodu örneğinde, kendisinden büyük bir mızrak taşıyan ve afedersin boyu boğanın şeyi kadar olan bu adam, Firdevs'in kocası olup, konuşma şu şekildedir :

"ayh nurşen abla, şu firdevs'in kocası da boyuna posuna bakmadan bizimkilerle ava çıkıyo ya, çok gülüyorum ayol!"
(araştırmacı burada, resmin sonundaki eğrinin, dedikodunun asıl öğelerinden olan "ayol" bağlacı olduğundan bahsediyor)

işte zaman içindeki bu yolculuktan da anlıyoruz ki dedikodu insanlık tarihinin hep vaz geçilmezi olmuştur.. hava (O₂) su (H₂O) ve dedikodu (D₃EIKo), canlıların varlığını devam ettirmelerini sağlayan bileşiklerdir.. evet

Mart 19, 2009

bildiri

i. melih gökçek'e, ankaralıyı trafik çilesiyle tanıştırdığı için, tıkanması asla mümkün olmayan ara yolların bile tıkanması konusunda durmaksızın çalıştığı için, her seçim döneminde saçma sapan projelerle karşımıza çıktığı için, ankara'yı ankara yapan her şeyin içine ettiği için, gençlik parkını kullanılmaz hale getirdiği, çiftliği yok etmeye çalıştığı, kuğulu kavşağını iğrenç bi beton yığınına dönüştürdüğü için, ankara'nın yaşanmaz hale gelmesindeki üstün çabası için, tüm bilinçli ankara halkı adına, içimden çok pis küfrediyorum. bilgilerine arz olunur...

Mart 18, 2009

sınıflandırma

edebiyatta; "giriş - gelişme - sonuç"

tarihte
; "kuruluş - yükselme - gerileme - çöküş"

matematikte
; "verilen - istenen - çözüm"

insan hayatında
; kısaca "doğum - yaşam - ölüm" açık olarak: "sperm/yumurta - anakarnı - bebek - çocuk - ergen - genç - yetişkin - olgun - yaşlı - ölü"

Mart 16, 2009

çöp çıkartmak

apartman görevlisinden dayak yemek üzereyim sanırsam. çöpleri toplarken bi kaç azarını yemiştim daha önce. "çöpleri günlük olarak kapıya koyarsanız daha iyi olur, birikince ağır oluyor, benim belimde fıtık var zorlanıyorum taşırken" diye başlayıp, "ben her akşam geliyorum çöp almaya, neden her akşam çıkmaz ki bu çöpler?!!" diye devam eden sitemler bir gün başımdan aşağı boşalan bir çöp poşeti ile sonuçlanacak sanıyorum. ama her akşam gelince bi kapıyı çalıp sorsa çöp var mı diye ben de çıkartırım o günkü çöpü ve sorun biter, unutuyorum napiim?




Mart 12, 2009

seçim'09

sadece bizim apartmanda 34 kişi kayıtlı görünüyomuş, aslında burda oturmayan ve ben geçen seçimlerde burada oy kullandığım halde benim kaydım çıkmadı seçmen listelerinde. nüfus müdürlüğüne gidip 3,5 saat sıra bekleyip kaydımı yaptırdım. aynı evde oturan herkese kayıt yapılabiliyormuş da kocamın kaydını da yaptırdım o arada. daha oy kullanılmadan oy çalınmaya başladı ülkede, bakalım 30 mart'a nasıl bir sonuçla karşılaşcaz.

Mart 08, 2009

bişey

türk filmlerinin klasik yanlış anlama sahnesi vardır. hatunun mal gibi güvendiği kötü adam bir fırsat bulup esas kızla yalnız kalmayı başarır ve ondan "yaralanmaya" çalışır. kızcağız deli gibi çığlıklar atarak adamın elinden kurtulmaya çalışırken gömleğinin bir kısmı yırtılıp sütyeni görünür, o sırada yere düşer, adam da hoop üstüne atlar, çılgınlar gibi tepinip bağıran kız bir yandan ağlar. bu arada kızın sevgilisi esas oğlan tesadüfen eve gelir ve bu çığlıkları duyarak olayın olduğu yeri bulur. kötü adamı tekme tokat uzaklaştırdıktan sonra kıza da "sürtüüük" diye bir tokat atar ve uzun süreli bir aşk acısı izleriz. kötü adam ölmek üzereyken gerçeği açıklar esas oğlana, o da kıza gider. hemen hemen türk filmlerinin yarısından çoğunda olan bu sahnelerin benim en sinir olduğum yeri, kızın ağlaya zırlaya adama sarılıp mutluluktan havalara uçmasıdır.
yahu yıllarca adam sana acı çektirdi, yalancı dedi, orospu sandı, sonra gelip ben yanlış anlamışım diyince salya sümük boynuna atlamak ne?? yerde tepine hıçkıra tecavüzden kurtulmaya çalıştığımı anlayacak kadar beyni olmayan bi adam, bana inanamayıp gidip tecavüzcüden duyunca her şey düzeliyo mu? bi figüran kadar güvenilirliğim yok mu? belki ölürayak yalan söylüyo hem, ne biliyo ki?
bi de bu filmlerin şöyle bi etkisi oldu; türk erkekleri bu sahne karşısında hep aynı tepkiyi veriyolarsa, bi gün başıma böyle bişi gelirse kendimi aklamak için kötü adamı vurup ölüm döşeğinde gerçeği itiraf etmesini sağlayıp katil olcam... işte bu durumda da hapisten çıkınca kötü yola düşüyosun. koğuşta tanıştığın sevecen bi abla sana bi adres verip senden önce çıkıyo hapisten, çıkınca zor durumda olduğun için gidip ablaya sığınıyosun ve o da seni satıyo. zaten sevgilin de anne baba zoruyla zengin ve gıcık bi kadınla evlenmiş oluyo. bu arada hapse girmeden önce doğurduğun çocuğu görebilmek için bakıcı kılığına girip eve gidiyosun ki bu durumda eski sevgilinin de kör olmuş olması lazım, tanınmaman için. offf hayat çok zor.

Mart 06, 2009

yaza doğru

rejim yapmaya başlıyorum, ancak şartlar çok ağır. selülitlerden tam olarak kurtulmak için bi sabun getirmiş kocacım, ama kola, kahve, alkol ve sigarayı bırakmam lazım, onları içmesem zaten bi sorun yok ki sabunu naapıyım? ben de kendi şartlarımı koydum, kahve zaten içmiyorum, kolayı bırakırım, alkolü azaltırım, sigara olduğu gibi kalır. benden bu kadar, işine gelirse. sonra bi günlük detoks yapcam pazar günü, ardından süper bi rejim. zayıflayamazsam da benim kemiklerim iri der kendimi kandırırım artık.

Mart 04, 2009

çıkmaz

muhteşem gelinliğimi terziye götürüp, üst kısmını büstiyer yaptırıp arkadaşımın düğününde giysem çok mu ayıplanırım?

Mart 01, 2009

el-medikal

baş ağrısı, geniz akıntısı ve halsizlik şikayetleri ile gittiğim yerli "differential diagnosis bölüm başkanı" doktor, kan tahlilleri, kafa röntgeni ve kulak burun boğaz kontrolleri sonucunda sinüzit teşhisi koydu. bunu iyileştirmek amacıyla yazdığı antibiyotiği aldım eve gelip her normal insan gibi prospektüsteki karınca duasını okudum. çünkü ilaç içmeden önce dua etmeliyiz. genel bir göz gezdirdikten sonra yan etkilerine baktım:
"baş dönmesi, halsizlik, mide bulantısı, yüksek tansiyon, çarpıntı, kaşıntı, deri döküntüsü, geçici körlük (!), çok nadir olarak yaşlı hastalarda "ölüm"...
sinüzitimi, beni öldürerek tedavi etmeye çalışan bu doktor sanırsam bakmış röntgene, sağ sinüsler %100 sol sinüsler %97 dolu, demiş ki bu sinüzitle yaşamak ölmekten beter. aklından geçen şöyle oldu bence: "ben böyle bir iltihap doluluğu daha görmedim hayatımda, tek bir ilaçla halledebilirim bunu; siyanür"
kaşınmaktan şikayet ederek aldığım kremlerin yan etkileri de hep "yanma ve kaşıntı" oluyo. bu ilaçların deney aşamasını çok merak ediyorum. iki grup kaşınan insanı alıp üstünde denemeler yapıyorlar, ilacı  kullananlar kaşıntı ve yanma şikayetinde bulunurken plasebo grubu kaşıntıdan kurtulmuş, hayatına devam ediyo oluyo ve yan etkiye mecburen yanma ve kaşıntı yazıyolar. oysa "krem kaşıntıyı kesmiyo galiba yaa. kaşınan yerlerine jöle süren grup bile iyileşti bizim ilacı kullananlar iyileşmedi" diyen bi cesur çıksa aradan, ilacı baştan bi kontrol etseler ya.