din merkezli sosyal hayatın olduğu ülkelerde kadınlar hep ikinci plana itilir, ezilir, hor görülür; çünkü din kadını şeytanla (ya da bazı durumlarda hayvanlarla) bir tutar. önce erkek yaratılmış sonra onun kaburgasından kadın yaratılmıştır, bu bile kadının ikinci sınıf olmasını sağlayan bir inanıştır.
işin aslı erkeklerin kadınlardan çekiniyor olması. yalnızca fiziksel olarak üstünlükleri olması, diğer konularda ezemedikleri kadınları fiziksel olarak alt etmelerini getiriyor beraberinde. erkekler kadının zekasından, duygularından, cinselliğinden korktukları için; düşünmesini, hissetmesini, görünmesini engelleyerek üstün olmaya çalışıyorlar. ilkel toplumlarda fiziksel üstünlük erkeğin evine yemek getirmesini sağlarken şimdi kadının da çalışıp evine bakabilmesi çoğu erkeği rahatsız ediyor, elindeki tek üstünlüğün de alındığını görmek şiddet olarak dışarı yansıyor. yanındaki kadını ne kadar "aşağılık" hissettirirse kendisi o kadar "yüce" oluyor ve bunu islam aracılığı ile sağlamak çok kolay. önce babasının malı olan kadınlar daha sonra, baba tarafından uygun görülen bir başka erkeğin malı oluyor. diğer erkeklerden saklanıp, yeni sahibine tam hizmet etmesi halinde tüm görevini yerine getirip, kocasının da oluru ile cennet ödülünü kazanıyor.
peki korkulan bu özellikler bastırılmasa, kadınlar ezilmese ne olur?
düşünen bir kadın hataları görüp, aksaklıkları görüp düzeltmeye çalışır ve büyük olasılıkla başarır (örneğin fransız devrimi, 2002 venezuela devrimi)
kadınların duyguları erkekler tarafından abartılıp yanlış anlaşılır hep. kadın duygusaldır, sulu gözlüdür, merhametlidir, anaçtır evet ama damarına basıldığında herkesten daha serttir, acımasızdır. bununla ilgili bir kitap var (önce kadınları vurun - Eileen MacDonald); neden savaşlarda, çatışmalarda kadınların daha tehlikeli olduğunu anlatıyor.
en korkulan ise cinsellik. çünkü cinselliğin ayıplandığı, saklandığı, tabu olduğu toplumlarda gözü dönmüş erkekler gördükleri saç telinden, çıplak bir koldan, küçücük kız çocuklarının diz kapaklarından tahrik oluyorlar. aslında kadının elindeki en büyük silah gibi görünüyor cinsellik. bir erkeği parmağında oynatmanın yolu gibi geliyor insanlara o yüzden de üstünü örtüp kurtulmaya çalışıyorlar. işte bu aklı şeytanlığa çalışan, duygusal seks objelerini bastırmanın yolu arkana dini alıp cehennem korkusunu aşılamak.
çünkü iktidar olarak kadınları ne kadar avucunun içine alırsan onların yetiştirdiği erkekleri de o kadar elinde tutarsın, kadının kafasını ne kadar ezersen özgürlükleri o kadar sınırlarsın. türkiye'de dönüşümün başlangıcı, kadınları meşgul edecek bir konunun ortaya atılması oldu. türban. zorlama ile yapılan bir işlemin özgürlük olduğuna inandırılan kadınlar, örtünme özgürlüğü ile ilgilenirken ellerinden bütün özgürlükler alınmaya başlandı farkına varamadılar. "başını örttüğü için doktor olamayacak mı yani bu hanımlarımız" diyenler çıktı, aynı zamanda da erkekleri muayene edemeyen örtülü doktorlar.
eşitlik için mücadele edenlerin çoğu erkeklerden oluşmaya başladı ve sonra onlar da çekildi. sonra ortaya türbana özgürlük diye eylem yapan erkekler çıktı... "devrim kanlı mı olur kansız mı" lafının anlamı kalmadı çünkü türkiye'de "devrim" olmadı son 30 yılda "evrim" oldu.
siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haziran 17, 2011
Haziran 15, 2011
lanet olası federaller
zaten boktan bir pazardı, bir de behzat ç. yayınlanmadı. sandık görevlisi olup dünya kurtaracağımı sandığım için de ayrı sinirliyim. oy vermek ne zaman gerçekten işe yaradı ki saçma bir seçim için behzat'tan olduk? zaten seçim yapmadan %50 deseler ülkenin %50si bunu yerdi, geri kalanı sinirlenip otururdu. yaptığımız bu sonuçta hala...
icinde :
günlük yaşam,
rezalet,
siyaset,
türkiye
Kasım 24, 2009
paniklerdeyiz
akşam haberlerini izleyemedim -ki zaten uzun zamandır haberlerle aram olmadığı gibi trt ile ilişkimi çok öncelerde kesmiş bulunmaktayım- ama sözlük'te "sol frame"i tarayınca öldü sandığım bir başlık gördüm ki evlere şenlik. darwin'i bitiren balık! bahsedilen balık coelacanth ve bugün değil yaklaşık 71 yıl önce bulunmuş vs. bilim adına yazı yazacak kadar araştırmacı bir ruha sahip değilim, benim derdim trt'de verilen haber ve içeriği.
eskiden tarafsız, reyting kaygısız, kaliteli yayınlar yapan bir devlet kanalı olan trt'nin bugünkü durumu salt bu haber sayesinde anlaşılmaktadır. tenis turnuvalarını, olimpiyatları, kimsenin izlemediği düşünülen buz pateni yarışmalarını yayınlayan trt ticari kaygı edinmiş.. devletin kanalı reyting peşinde, kendini yaratılışçılara sevimli gösterme derdinde. yayınladığı haberi google'dan araştırma zahmetine bile girmemiş ama niye araştırsın ki? sorgusuz sualsiz söyleneni kabul etmeye meyilli bir kitleye onları yormayacak ve aynı zamanda mutlu edecek haber yapmak için araştırma yapmaya ne hacet? (sonra göbeğini kaşıyan adam diyince ayağa kalkıyor bazı kesimler)
hadi gidin de iki hayvan öldürüp sevap kazanın şimdi.. belki bu sene coelacanth kesmek daha sevaptır kim bilir?
eskiden tarafsız, reyting kaygısız, kaliteli yayınlar yapan bir devlet kanalı olan trt'nin bugünkü durumu salt bu haber sayesinde anlaşılmaktadır. tenis turnuvalarını, olimpiyatları, kimsenin izlemediği düşünülen buz pateni yarışmalarını yayınlayan trt ticari kaygı edinmiş.. devletin kanalı reyting peşinde, kendini yaratılışçılara sevimli gösterme derdinde. yayınladığı haberi google'dan araştırma zahmetine bile girmemiş ama niye araştırsın ki? sorgusuz sualsiz söyleneni kabul etmeye meyilli bir kitleye onları yormayacak ve aynı zamanda mutlu edecek haber yapmak için araştırma yapmaya ne hacet? (sonra göbeğini kaşıyan adam diyince ayağa kalkıyor bazı kesimler)
hadi gidin de iki hayvan öldürüp sevap kazanın şimdi.. belki bu sene coelacanth kesmek daha sevaptır kim bilir?
Haziran 17, 2009
aylak bakkal taşş.klarını tartarmış
haber sıkıntısı çekilen, hiç bir olay olmayan, ekonominin tıkır tıkır işlediği, kimsenin cinnet geçirmediği, herkesin zeki ve çalışkan olduğu(!), tüm seçmenlerin seçimlerde oy kullanıp da herkesin oyuyla başa geçmiş bir iktadarın yönettiği, kurucusunun doğru ve modern ilkeleri doğrultusunda demokratik bir sisteme sahip ütopik bir ülkede yaşıyor olsaydık bile, herhangi bir gazetenin şunu haber olarak vermesine şiddetle karşı çıkıp ülkenin düzenini bozacak, cinnet noktasında tepkiler verirdim.
adam hem zenci, hem amerika'nın başkanı hem de bir vuruşta sinek öldürebiliyor yahu. grimm kardeşlerin cesur terzisini anımsatan bu hikayenin ana fikri -cesur terzinin aksine- aklını kullanmamak işte içinde bulunduğumuz bu ülkenin durumuna düşmemize neden olur. obama tek vuruşuyla dünyayı sallaya dursun, biz de daha "Gli'yi sevdi yaa, nasıl içten nasıl samimi nasıl sevecen bir insan. hem adı da hüseyin ayol, bizden sayılır" diyip mutlu olalım.
mayın temizleme ihalesi kaş göz arasında halledile dursun, biz daha tsk'nın içinde, türkçe dersinde kompozisyon yazar gibi (kırmızı kalemle?)* akp ve güleni bitirme planı başlığı atılmış belgeyle ilgili konuşup asıl çalışması gereken organlarımızın yerine kaba etler tabir edilen iki loplu organımızın düşünmesine izin verelim ve hatta onun da üstüne oturmak suretiyle aslında onun bile düşünebilmesini engelleyelim ki bundan yıllar sonra filistinliler gibi topraklarımız için yahudilerle savaşmak zorunda kaldığımız zaman aslında hatanın kendimizde olduğunu hatırlamadan, bir türk dünyaya bedeldir gazları eşliğinde kahramanlık öyküleri yazalım.
*belgenin aslı olmadığı, dava konusu olay fotokopilerle geliştiği için başlığın kırmızı kalemle atılıp atılmadığını bilemiyoruz.
adam hem zenci, hem amerika'nın başkanı hem de bir vuruşta sinek öldürebiliyor yahu. grimm kardeşlerin cesur terzisini anımsatan bu hikayenin ana fikri -cesur terzinin aksine- aklını kullanmamak işte içinde bulunduğumuz bu ülkenin durumuna düşmemize neden olur. obama tek vuruşuyla dünyayı sallaya dursun, biz de daha "Gli'yi sevdi yaa, nasıl içten nasıl samimi nasıl sevecen bir insan. hem adı da hüseyin ayol, bizden sayılır" diyip mutlu olalım.
mayın temizleme ihalesi kaş göz arasında halledile dursun, biz daha tsk'nın içinde, türkçe dersinde kompozisyon yazar gibi (kırmızı kalemle?)* akp ve güleni bitirme planı başlığı atılmış belgeyle ilgili konuşup asıl çalışması gereken organlarımızın yerine kaba etler tabir edilen iki loplu organımızın düşünmesine izin verelim ve hatta onun da üstüne oturmak suretiyle aslında onun bile düşünebilmesini engelleyelim ki bundan yıllar sonra filistinliler gibi topraklarımız için yahudilerle savaşmak zorunda kaldığımız zaman aslında hatanın kendimizde olduğunu hatırlamadan, bir türk dünyaya bedeldir gazları eşliğinde kahramanlık öyküleri yazalım.
*belgenin aslı olmadığı, dava konusu olay fotokopilerle geliştiği için başlığın kırmızı kalemle atılıp atılmadığını bilemiyoruz.
Haziran 15, 2009
türkçe sözlü hafif batı müziği
her yerde kar var: her türlü hayalimin gerçek olması durumunda çelişkilerle dolu bir hayatım olurdu; bu yüzden de sen daha ne istediğini bile bilmiyosun, önce karar ver de öyle hayallerine kavuş diyen iyilik melekleri var sanırsam beni dinleyen. ama madem iyilik meleğisin aradan tutarlı olan hayalleri seçip mutlu etsen bu garibi ne olur?
resimdeki gözyaşları: en sevdiğim çocuk masalı parmak çocuk olmuştur hep. geçenlerde dost kitabevinin çocuk kısmını gezerken masallara göz attım bi, parmak çocuk'un benim zamanımdaki gibi anlatılmadığını gördüm. masallar zamanla değişebilirler mi? benim bildiğim parmak çocuk, çocukları olmayan bir ailenin dualarının kabul olması üzerine bir saksıdaki çiçekten çıkmıştı. yıllarca camımın önünde çiçek besledim, parmak kadar bir çocuğa sahip olabilmek için. her türlü giyim, yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilecek planları bile yaptım. bu yaşıma geldim hala daha isterim parmak çocuğum olmasını ama çiçekten çıkcak. hatta sırf bu amaçla evimizde adını marsel koyduğumuz bir akça ağaç bonsai beslemekteyiz, belki japon bir parmak çocuk sahibi oluruz. marsel-san.
senden başka: saçma sapan korkularım var. karşıdan karşıya geçerken refüjde kalırsam arkadan biri gelip beni yola itecek diye çok korkarım.. sanki kenar kaldırımda böyle bir tehlike yokmuş gibi. merdivenden aşağı inerken burnumun üstüne düşmekten de acaip korkarım. maç izlerken futbolcuların ayağının kırılması ayrı bi kabus zaten. canlı canlı izlediğim üç kırılma olayı da var ki bu korku en gerçek olanı. yani futbolcular benim kadar korkmuyordur eminim.
aman petrol: genç nüfusun nerdeyse yarısı işsizken -asgari ücretle çalışanları da işsiz saymak türkiye ekonomisi ve türkiye'de alım gücü kapsamında pek de yanlış olmaz- vatandaşın cebinde para var diye bir cümleyi kurmayı bırak aklından geçirmek bence düşünce suçu kapsamında değerlendirilmeli.
seninle bir dakika: türkçe'de kısaltmalar konusunda edep dersimizi aldık, oturduk, ediyoruz ezber... her gördüğün a, k ve p harflerini "a" "ke" ve "pee" olarak okumayacaksın. ama "ce" "ha" "pee" diye bir okunuş vardır.
don kişot: iş aramak dünyanın en sıkıcı, en yorucu, en stresli ikinci işidir.. birincisi ise iş bulup çalışmaktır. ama dünyanın en sıkıcı, en yorucu, en stresli işini yapabilmek için hep dünyanın en sıkıcı, en yorucu, en stresli ikinci işini yapmak zorundayızdır. hani benim gençliğim, anne?
resimdeki gözyaşları: en sevdiğim çocuk masalı parmak çocuk olmuştur hep. geçenlerde dost kitabevinin çocuk kısmını gezerken masallara göz attım bi, parmak çocuk'un benim zamanımdaki gibi anlatılmadığını gördüm. masallar zamanla değişebilirler mi? benim bildiğim parmak çocuk, çocukları olmayan bir ailenin dualarının kabul olması üzerine bir saksıdaki çiçekten çıkmıştı. yıllarca camımın önünde çiçek besledim, parmak kadar bir çocuğa sahip olabilmek için. her türlü giyim, yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilecek planları bile yaptım. bu yaşıma geldim hala daha isterim parmak çocuğum olmasını ama çiçekten çıkcak. hatta sırf bu amaçla evimizde adını marsel koyduğumuz bir akça ağaç bonsai beslemekteyiz, belki japon bir parmak çocuk sahibi oluruz. marsel-san.
senden başka: saçma sapan korkularım var. karşıdan karşıya geçerken refüjde kalırsam arkadan biri gelip beni yola itecek diye çok korkarım.. sanki kenar kaldırımda böyle bir tehlike yokmuş gibi. merdivenden aşağı inerken burnumun üstüne düşmekten de acaip korkarım. maç izlerken futbolcuların ayağının kırılması ayrı bi kabus zaten. canlı canlı izlediğim üç kırılma olayı da var ki bu korku en gerçek olanı. yani futbolcular benim kadar korkmuyordur eminim.
aman petrol: genç nüfusun nerdeyse yarısı işsizken -asgari ücretle çalışanları da işsiz saymak türkiye ekonomisi ve türkiye'de alım gücü kapsamında pek de yanlış olmaz- vatandaşın cebinde para var diye bir cümleyi kurmayı bırak aklından geçirmek bence düşünce suçu kapsamında değerlendirilmeli.
seninle bir dakika: türkçe'de kısaltmalar konusunda edep dersimizi aldık, oturduk, ediyoruz ezber... her gördüğün a, k ve p harflerini "a" "ke" ve "pee" olarak okumayacaksın. ama "ce" "ha" "pee" diye bir okunuş vardır.
don kişot: iş aramak dünyanın en sıkıcı, en yorucu, en stresli ikinci işidir.. birincisi ise iş bulup çalışmaktır. ama dünyanın en sıkıcı, en yorucu, en stresli işini yapabilmek için hep dünyanın en sıkıcı, en yorucu, en stresli ikinci işini yapmak zorundayızdır. hani benim gençliğim, anne?
Haziran 12, 2009
yaz yağmuru

genel kurul sırasında, ankara'da kopmakta olan kıyamet nedeniyle ceylan derisi yavru ağzı koltuklarında oturan vekillerin üstüne çatı akmış, genel kurula üç beş damla nedeniyle ara verilmiş. türkiye'de sürekli damı/çatısı akan evlerde oturan insanların olduğunu bilmeyen insanlar bu damlalardan kaçmışlar. tam da kuraklıkla ilgili konuşmalar sırasında bunun olması ilginç tabi ama bu arada neşe dolu meclisimizde şakalaşan vekiller espiri yapmışlar. örnek olarak akp mersin mv. kürşad tüzmen "chp'nin üstüne yağmur mu yağdı? rahmettir rahmet.." demiş, eğlenmişler kuliste. bu olayla ilgili olarak ben chp vekillerinden genel kurula ara verilmesine karşı çıkmalarını, bulunacak bir leğen ya da kovanın akıntının altına konularak gerçekten halkın partisi olduklarını kanıtlamalarını, önümüzdeki seçimler için sevimli ve mazlum görünerek oy toplamalarını beklerdim. halkın partisi halkın davrandığı gibi davranmalıydı bence. üstüne su gelen vekiller kalkıp başka sıralara geçerek -sanki yer yok koskoca salonda, 550 vekilin tamamı gelip dolduruyo da orayı- leğene/kovaya yer açabilir, eğlenceli bir oturuma devam edilebilirdi. valla süper puan toplardı, halkın partisi olduğunu ispatlardı.
Atatürk resminin olmadığı, devlete ait tek yerin meclis genel kurul salonu olduğunu, burada ortaya yapılmış bahçecik sayesinde, Atatürk'ü anmak için atatürk çiçeği adı verilen çiçeğin yetiştirildiğini biliyor muyduk?
Haziran 11, 2009
II. sahil şeridi muharebesi
sahil şeritlerindeki belediyelerden imar ve ruhsatlandırma yetkisini alıp, buna gerekçe olarak da oradaki belediyelerin yeterli bilgi birikim ve insan kaynaklarının olmadığını gösteren yasa teklifi; sahili olmayan bir şehirde yaşayanların, kilometrelerce uzaktaki sahilleri çok daha iyi imarlandırıp ruhsatlandırabileceğini sanan insanların varlığını kanıtlama projesi kapsamında değerlendirilmelidir ki ülkede bir avuç kalmış olan aklı başında insanlarımızı da kaybetmeyelim.
seçimle ele geçirilemeyen kıyı şeridinin yasa ile işgalinin de yalnızca "kelle alma" zihniyetinin despotik bir başka uygulama girişimi olmaktan öteye geçememesi ve daha önce bodrum belediye başkanının da katkıda bulunduğu dava ile tamamlanamamış olan ilk girişimin tekrarı olması, yani girişim olarak kalması en içten isteğimdir. amin
seçimle ele geçirilemeyen kıyı şeridinin yasa ile işgalinin de yalnızca "kelle alma" zihniyetinin despotik bir başka uygulama girişimi olmaktan öteye geçememesi ve daha önce bodrum belediye başkanının da katkıda bulunduğu dava ile tamamlanamamış olan ilk girişimin tekrarı olması, yani girişim olarak kalması en içten isteğimdir. amin
Haziran 09, 2009
asmak, kesmek, kelle uçurmak
öyle bir ülke ve öyle bir başbakan ki, duyduğun lafları gerçekten bir başbakan söylemiş olabilir mi diye düşünmüyorsun bile. en yeni örneği de gazetelerde çıkan "bu osmanlı döneminde olsa çok kelle alınırdı" beyanatı. şimdi bunu bir başbakan söyler mi yahu diye şüpheye düşmemizi gerektirecek durum nedir?
"osmanlı döneminde bu olamazdı çünkü yerel yönetimlerde başkanlık seçimi yapılan bir rejim olmamasının yanında böyle olsa bile alınan kelleler seçilemeyen adaya değil, oy vermeyen halka ait olurdu" (şimdi bu cümleyle akıllarına kötü fikirler getirmiş olur muyum acaba diye korktum da hee).
başbakanın bu cümleyi söylediğini iddia eden kişiler, canları bitaneleri başbakanlarını kötü bir insan gibi göstermemek için de hemen üstüne basa basa eklemişler "ama sevgiyle söyledi" başbakan sevgi içinde kellelerini alırken onların da huşu içinde "padişahım çok yaşa" diye bağıracakları, gözlerinden süzülen mutluluk göz yaşlarının sel olup akacağı, minik minik müminlerin tezahüratları arasında gavur izmir'in kurtulacağı bir ütopya yaşıyorlar.
ama hâlâ daha konunun can alıcı kısmı burası değil. ne acıdır ki artık duyduğum hiçbir açıklamaya "yok canım başbakan öyle şey söyler mi?" diyemiyorum.
"ananı al git burdan"
"bak, ben sana ‘sayın’ diyorum, ‘sen’ demiyorum...”
"beni küfür ettirecekler" (son saniyede söylüyor)
"teğet dediysek sürtünerek dedik"
"çanakkale burayı bize vermezse daha çok çekecek"
by r.t.e.
"osmanlı döneminde bu olamazdı çünkü yerel yönetimlerde başkanlık seçimi yapılan bir rejim olmamasının yanında böyle olsa bile alınan kelleler seçilemeyen adaya değil, oy vermeyen halka ait olurdu" (şimdi bu cümleyle akıllarına kötü fikirler getirmiş olur muyum acaba diye korktum da hee).
başbakanın bu cümleyi söylediğini iddia eden kişiler, canları bitaneleri başbakanlarını kötü bir insan gibi göstermemek için de hemen üstüne basa basa eklemişler "ama sevgiyle söyledi" başbakan sevgi içinde kellelerini alırken onların da huşu içinde "padişahım çok yaşa" diye bağıracakları, gözlerinden süzülen mutluluk göz yaşlarının sel olup akacağı, minik minik müminlerin tezahüratları arasında gavur izmir'in kurtulacağı bir ütopya yaşıyorlar.
ama hâlâ daha konunun can alıcı kısmı burası değil. ne acıdır ki artık duyduğum hiçbir açıklamaya "yok canım başbakan öyle şey söyler mi?" diyemiyorum.
"ananı al git burdan"
"bak, ben sana ‘sayın’ diyorum, ‘sen’ demiyorum...”
"beni küfür ettirecekler" (son saniyede söylüyor)
"teğet dediysek sürtünerek dedik"
"çanakkale burayı bize vermezse daha çok çekecek"
by r.t.e.
Mayıs 23, 2009
eve kapanma pazara çık !!!
ülkemizi teğet geçmiş olan krizin etkilerinin azaltılması için dahiyane fikirler ortaya çıkıyor bir bir. "psikolojik kardeşim bu kriz" aldatmacası tutmayınca "felaket tellalığı yapıyorlar" lafları havada kalınca kriz konusunda yeni bir yöntem deneniyor; suçu halka atmak! neymiş hane halkı evinde oturmasınmış, pazara çıkıp para harcasınmış, tüketim artsınmış da kriz geçsinmiş. madde madde yaklaşalım bu ekonomi kitaplarına girecek, üniversitelerin iktisat bölümlerine okutulacak kadar muhteşem fikre:
1. hane halkı evde oturup g.t büyüttüğü için kriz olmuş
2. çarşı pazar gezip alışveriş yapmak suretiyle para harcanırsa ekonomi canlanır
3. tüketimin artması demek üretim yapılması demek (nerde talep orda arz)
4. üretim artarsa işçiye ihtiyaç olur, işsizlere iş kapısı açılır, kriz atlatılır.
ilk önermenin doğru olduğu durumlar için çok mantıklı bir çözüm gibi görünen bu ucubik yaklaşım, daha baştan koktuğu için, iktisat alanında bir çığır açamayacak. zamanında demirel'in söylediği, insanları sinirlendiren ancak şu anda kullanmaktan çekinmeyeceğim bir laf var; ulen petrol vardı da biz mi içtik? para olsa harcarız zaar...
bu dahiyene fikri ortaya atanların 1929 bunalımında amerika'da uygulanan "çukur aç-kapa" sisteminin bir kısmını örnek aldıklarını ancak en önemli kısmını es geçtiklerini üzülerek görüyorum.
J. M. Keynes amca, büyük buhrandan kurtulabilmek için, bu buhrandan etkilenmeyen sosyalist ülkelere bakarak ekonomiye devlet müdahelesinin işe yarar olabileceğini düşünmüş ve amerikan hükümetine, işsiz kesime çukur açtırtıp başka işsizlere de bu çukurları kapattırarak ücret vermelerini, bu paraları harcayan halkın talep yaratması sonucunda üretimin de artarak krizin aşılacağını söylemiş olan ingiliz bir gay'dir. o dönem için işe yaramış olan teorinin yalnızca para harcandığı kısımdan sonrasını örnek olarak almak da ya salaklık ya cinliktir.
son 7 yıldır başta olanlar, bu kadar yılın bir kaç ayında başarılı olmuş gibi görünüp de geriye kalan tüm başarısız dönemlerde başkalarını suçlamayı çok iyi başardılar. dünyanın en pahalı benzinini kullanan ülkenin başbakanı zamanında bir öyle bir konuşmuştu ki bu zamları hugo chavez falan yapıyo sanırsın. şimdi de öyle bir kampanya başlatılıyor ki meğer bu teğet geçen krizin asıl sorumlusu hane halkıymış da haberimiz yokmuş. bu ib.e hane halkı kesin akepe'nin muhteşem başarılarını çekemeyip, iktidarını sarsmak için böyle davranıyordur ve bence ivedilikle ergenekon kapsamına alınmalıdır.
1. hane halkı evde oturup g.t büyüttüğü için kriz olmuş
2. çarşı pazar gezip alışveriş yapmak suretiyle para harcanırsa ekonomi canlanır
3. tüketimin artması demek üretim yapılması demek (nerde talep orda arz)
4. üretim artarsa işçiye ihtiyaç olur, işsizlere iş kapısı açılır, kriz atlatılır.
ilk önermenin doğru olduğu durumlar için çok mantıklı bir çözüm gibi görünen bu ucubik yaklaşım, daha baştan koktuğu için, iktisat alanında bir çığır açamayacak. zamanında demirel'in söylediği, insanları sinirlendiren ancak şu anda kullanmaktan çekinmeyeceğim bir laf var; ulen petrol vardı da biz mi içtik? para olsa harcarız zaar...
bu dahiyene fikri ortaya atanların 1929 bunalımında amerika'da uygulanan "çukur aç-kapa" sisteminin bir kısmını örnek aldıklarını ancak en önemli kısmını es geçtiklerini üzülerek görüyorum.
J. M. Keynes amca, büyük buhrandan kurtulabilmek için, bu buhrandan etkilenmeyen sosyalist ülkelere bakarak ekonomiye devlet müdahelesinin işe yarar olabileceğini düşünmüş ve amerikan hükümetine, işsiz kesime çukur açtırtıp başka işsizlere de bu çukurları kapattırarak ücret vermelerini, bu paraları harcayan halkın talep yaratması sonucunda üretimin de artarak krizin aşılacağını söylemiş olan ingiliz bir gay'dir. o dönem için işe yaramış olan teorinin yalnızca para harcandığı kısımdan sonrasını örnek olarak almak da ya salaklık ya cinliktir.
son 7 yıldır başta olanlar, bu kadar yılın bir kaç ayında başarılı olmuş gibi görünüp de geriye kalan tüm başarısız dönemlerde başkalarını suçlamayı çok iyi başardılar. dünyanın en pahalı benzinini kullanan ülkenin başbakanı zamanında bir öyle bir konuşmuştu ki bu zamları hugo chavez falan yapıyo sanırsın. şimdi de öyle bir kampanya başlatılıyor ki meğer bu teğet geçen krizin asıl sorumlusu hane halkıymış da haberimiz yokmuş. bu ib.e hane halkı kesin akepe'nin muhteşem başarılarını çekemeyip, iktidarını sarsmak için böyle davranıyordur ve bence ivedilikle ergenekon kapsamına alınmalıdır.
Mayıs 13, 2009
noktalama
ünlem: uluslararası ilişkiler disiplinine, devlet-devlet ve birey-devlet ilişkilerini açıklama konusunda yardımcı olmak için "eurovision policy" adıyla yeni bir teori(1) eklemlenmesinde elimden geleni yapacağıma tüm benliğimle and içerim!! (bkz: g.tünden teori uydurmak)
soru işareti: 1,5 asırlık canım okulumun geleneksel eğlencesi olan "inek bayramı", şimdiye kadar hiç böyle bir rezillik görmedi. biz büyüdük ve kirlendi dünya psikolojisi mi bilmiyorum ama 150. yılını kutlayan bir okulun bahar bayramında (iki albüm yapıp şımarmış, ankara'nın bar grubu) "pilli bebek" kim? "zakkum" kim?? nerde o eski inek bayramları diyecek kadar yaşlandım mı yoksa gerçekten her şey gittikçe sönük ve sıradan bir hale mi geliyor, he telli turna?
virgül: bilim her geçen gün ilerleyen birşey; her seferinde yeni bulgularla gelişen, geliştikçe kafamızdaki soruları azaltan ve sonuna nokta konulamayan birşey. almanya'da evrime kanıt olabileceğini düşündükleri bir fosil bulmuşlar, ara form, geçiş halkası, maymun insan arası, nerden baksan 40 milyon yıllık bir fosil. 19 mayıs'ta (atatürk'ü anma, gençlik ve spor bayramı etkinlikleri çerçevesinde) BBC'de bir belgesel ile sunacaklarmış.
iki nokta üst üste: insanlara açıklama yapmak ya da bir fikri tartışma yoluyla kabul ettirmek çok zordur. bir konuyu açıklığa kavuşturalım ki hepimiz kendi düşüncelerimiz konusunda yobazız. bizim gibi düşünülmesini ister, bizim gibi düşünmeyenleri hor görürüz. bu yobazlığın belli seviyeleri olması önemli değil. bush ne demiş? amerika'nın yanında değilseniz karşısındasınızdır. (o zeka seviyesiyle bu cümleyi nasıl ezberledi acaba?)
üç nokta ard arda: genç nüfusu, aç nüfusu, işsiz nüfusu, eğitimsiz nüfusu ve aptal nüfusu ortalamaların çok çok üstünde olan yurdumun başbakanı en az üç çocuk salık verdiği zaman bu sözün peşinden gidecek olan kitleyi çok iyi biliyordu. çağdaş yaşam standartları olan, ilerici, aydın, laik ve atatürkçü kesim; önce okuyup, iş bulup, bekarlığın tadını çıkartıp yaş kemale gelince evlenip ondan sonra da belki bir bilemedin iki çocuk yapacak ancak cahil ve dallarından ampul ampul oy sarkan eğitimsiz kesim nikahta keramet vardır diye 15 ila 20 yaşlar arasında evlenip çocuğa dayanacak...
(1) McDonald's teorisi olarak adlandırılan bu teoriye göre McDonald's zincirleri bulunan ülkeler birbirleriyle savaşmazlar. ama bu teori Yugoslavya'da çökmüştür.
soru işareti: 1,5 asırlık canım okulumun geleneksel eğlencesi olan "inek bayramı", şimdiye kadar hiç böyle bir rezillik görmedi. biz büyüdük ve kirlendi dünya psikolojisi mi bilmiyorum ama 150. yılını kutlayan bir okulun bahar bayramında (iki albüm yapıp şımarmış, ankara'nın bar grubu) "pilli bebek" kim? "zakkum" kim?? nerde o eski inek bayramları diyecek kadar yaşlandım mı yoksa gerçekten her şey gittikçe sönük ve sıradan bir hale mi geliyor, he telli turna?
virgül: bilim her geçen gün ilerleyen birşey; her seferinde yeni bulgularla gelişen, geliştikçe kafamızdaki soruları azaltan ve sonuna nokta konulamayan birşey. almanya'da evrime kanıt olabileceğini düşündükleri bir fosil bulmuşlar, ara form, geçiş halkası, maymun insan arası, nerden baksan 40 milyon yıllık bir fosil. 19 mayıs'ta (atatürk'ü anma, gençlik ve spor bayramı etkinlikleri çerçevesinde) BBC'de bir belgesel ile sunacaklarmış.
iki nokta üst üste: insanlara açıklama yapmak ya da bir fikri tartışma yoluyla kabul ettirmek çok zordur. bir konuyu açıklığa kavuşturalım ki hepimiz kendi düşüncelerimiz konusunda yobazız. bizim gibi düşünülmesini ister, bizim gibi düşünmeyenleri hor görürüz. bu yobazlığın belli seviyeleri olması önemli değil. bush ne demiş? amerika'nın yanında değilseniz karşısındasınızdır. (o zeka seviyesiyle bu cümleyi nasıl ezberledi acaba?)
üç nokta ard arda: genç nüfusu, aç nüfusu, işsiz nüfusu, eğitimsiz nüfusu ve aptal nüfusu ortalamaların çok çok üstünde olan yurdumun başbakanı en az üç çocuk salık verdiği zaman bu sözün peşinden gidecek olan kitleyi çok iyi biliyordu. çağdaş yaşam standartları olan, ilerici, aydın, laik ve atatürkçü kesim; önce okuyup, iş bulup, bekarlığın tadını çıkartıp yaş kemale gelince evlenip ondan sonra da belki bir bilemedin iki çocuk yapacak ancak cahil ve dallarından ampul ampul oy sarkan eğitimsiz kesim nikahta keramet vardır diye 15 ila 20 yaşlar arasında evlenip çocuğa dayanacak...
(1) McDonald's teorisi olarak adlandırılan bu teoriye göre McDonald's zincirleri bulunan ülkeler birbirleriyle savaşmazlar. ama bu teori Yugoslavya'da çökmüştür.
Nisan 18, 2009
tümdengelim
ilkokula başlayan genç dimağlar okuma yazmayı bu taktikle öğrenirler. tam bir cümle halinde başladıkları serüvende önce sözcüklere sonra hecelere sonra da harflere geçilerek işlem tamamlanır. artık mini mini birler ezber olmadan gördüklerini okumaya başlarlar, tümdengelimin başarılı bir sonucu olarak.
bir de matematik sınavında öndekinin kağıdına bakıp sadece sonucu gördükten sonra, sorunun içindeki sayıları alakasız toplama, bölme, çarpma işlemleri kullanarak elindeki sonuca ulaştıran insanlar olur. eğitim sisteminde çok fazla ilerleme gösterememiş bir ülke olduğumuz gerçeği ile bakınca hâlâ böyle insanlar olduğunu çok rahat tahmin edebiliyorum. işte sonuçtan yola çıkıp alakasız işlemler yaparak problem çözen bu insanlar, sözel bölümler seçip matematikten kurtulmuş olsalarbile hayatın her alanında matematik olması nedeniyle, atıyorum bir savcı olduklarında ulaşılması gereken bir sonuç verilir ellerine, onlar da alakasız işlemler yapıp yanlış sayıları toplayarak zorlama şekilde istenen sonuca ulaşabilirler tümdengelimle. bunun yanında tümdengelimin asıl kullanım alanı okuma yazma olduğu için yıllarca sürecek bir dava konusu da yazabilirler. (hikayedeki olaylar ve kişiler uydurma olup, kimseyle alakası yoktur. benzerlikler sadece tesadüftür)
bir de matematik sınavında öndekinin kağıdına bakıp sadece sonucu gördükten sonra, sorunun içindeki sayıları alakasız toplama, bölme, çarpma işlemleri kullanarak elindeki sonuca ulaştıran insanlar olur. eğitim sisteminde çok fazla ilerleme gösterememiş bir ülke olduğumuz gerçeği ile bakınca hâlâ böyle insanlar olduğunu çok rahat tahmin edebiliyorum. işte sonuçtan yola çıkıp alakasız işlemler yaparak problem çözen bu insanlar, sözel bölümler seçip matematikten kurtulmuş olsalarbile hayatın her alanında matematik olması nedeniyle, atıyorum bir savcı olduklarında ulaşılması gereken bir sonuç verilir ellerine, onlar da alakasız işlemler yapıp yanlış sayıları toplayarak zorlama şekilde istenen sonuca ulaşabilirler tümdengelimle. bunun yanında tümdengelimin asıl kullanım alanı okuma yazma olduğu için yıllarca sürecek bir dava konusu da yazabilirler. (hikayedeki olaylar ve kişiler uydurma olup, kimseyle alakası yoktur. benzerlikler sadece tesadüftür)
Nisan 07, 2009
bir dil bir insan
bir ülkenin bağımsız varlığını sürdürebilmesi için en önemli şey kültürünü ve dilini yaşatabilmesidir. kendi anladığı dili doğru düzgün konuşamayan insanlar kültürlerini unuttukları gibi vatan sevgisini, ulus olma bilincini de kaybederler. dil, aynı kültürden gelmenin ve bir arada yaşamanın en önemli unsurudur çünkü zor zamanında yardım isterken, memnuniyetini bildirirken, canın sıkılıp da sohbet etmek istediğin zaman karşı tarafın seni anlayabilmesi asıl konudur. kendi dilinde tv yayını için yırtınmanın, eğitimini istemenin nedeni de budur sanırsam...
türk halkının kendi diliyle ilgili tek derdi ülkeye gelen yabancıların basına, meclise ya da selamladığı askerlere türkçe birşeyler söylemesidir.
"merhaba asker" der birisi, herkes sevinip heyecanla el çırpar "ay koskoca devlet başkanı merhaba dedi, asker dedi. ay pek de şirin söyledi, ne sıcak kanlı adam" sanki adam tüm ziyareti boyunca türkçe iletişim kurmuş gibi abartılır bu bir de. "obama türkçe konuştu". sempati kazanır halktan, diline çok önem veriyor ya herkes. "ay zaten adı da hüseyin canım, bizden o da işte" kızılderililer de türkmüş ki zaten.
ama yazı yazmaya gelince türkçe'yi obama kadar bile kullanamaz kimse. ayrı yazılması gereken de, mi, ki hep birleşik.. "bende seni seviyorum" demiş sevgilisine. ama bildiği bazı kuralları da kullanmaya çalışıyor, örneğin; "ünsüz uyumu"nu kural olarak tam bilmese de konuşma sırasındaki sesten dolayı yazısında kullanıyor bunu "burak'ta bizimle ewe gelçekmiş! ;)"
birleşik yazılması gereken -de ve -ki için bir sorun yok, her şeyi birleşik yazınca onları mecburen doğru yapmış oluyorlar.
almanlar için dil o kadar önemli ki adamlar dünyanın her yerinde (televizyon) television olan sözcük için bile almanca bir karşılık bulup fernseher demişler. ingilizceyi çatır çatır bilen fransızlar ölüm döşeğinde olsalar, azrail ingilizce konuşsa sallamazlar. azeriler ana haber bülteninde "vaşington'da" "corc buş" diye yazılarla haberleri verirler. bizimse ana dilimiz ingilizce olmak üzere, ya da bu gidişle arapça...
türk halkının kendi diliyle ilgili tek derdi ülkeye gelen yabancıların basına, meclise ya da selamladığı askerlere türkçe birşeyler söylemesidir.
"merhaba asker" der birisi, herkes sevinip heyecanla el çırpar "ay koskoca devlet başkanı merhaba dedi, asker dedi. ay pek de şirin söyledi, ne sıcak kanlı adam" sanki adam tüm ziyareti boyunca türkçe iletişim kurmuş gibi abartılır bu bir de. "obama türkçe konuştu". sempati kazanır halktan, diline çok önem veriyor ya herkes. "ay zaten adı da hüseyin canım, bizden o da işte" kızılderililer de türkmüş ki zaten.
ama yazı yazmaya gelince türkçe'yi obama kadar bile kullanamaz kimse. ayrı yazılması gereken de, mi, ki hep birleşik.. "bende seni seviyorum" demiş sevgilisine. ama bildiği bazı kuralları da kullanmaya çalışıyor, örneğin; "ünsüz uyumu"nu kural olarak tam bilmese de konuşma sırasındaki sesten dolayı yazısında kullanıyor bunu "burak'ta bizimle ewe gelçekmiş! ;)"
birleşik yazılması gereken -de ve -ki için bir sorun yok, her şeyi birleşik yazınca onları mecburen doğru yapmış oluyorlar.
almanlar için dil o kadar önemli ki adamlar dünyanın her yerinde (televizyon) television olan sözcük için bile almanca bir karşılık bulup fernseher demişler. ingilizceyi çatır çatır bilen fransızlar ölüm döşeğinde olsalar, azrail ingilizce konuşsa sallamazlar. azeriler ana haber bülteninde "vaşington'da" "corc buş" diye yazılarla haberleri verirler. bizimse ana dilimiz ingilizce olmak üzere, ya da bu gidişle arapça...
Nisan 03, 2009
namus bekçiliği kadrosu
son seçimlerde yanlış oy kullanıp defalarca şehri ziyaret etmiş olan başbakanlarını kızdıran antalya halkının medar-ı iftiharı kemer'de, tüm ülke genç kızlarının namusunu düşünen (mhp'li) belediye başkanı mazbatasını aldığı gibi icraatlara girişmiş ve türkiye'nin batının ahlaksızlığını alıp yozlaşmasını engelleyebilmek adına çok önemli bir adım atmıştır, hepimize hayırlı olsun.
"aşk yağmuru" ya da asıl önemli adıyla "genç kızların ahlakını bozan heykel"i söküp yerine batının ilmini alabilmemiz için ilk şart olan eyfel kulesi benzeri bir yapıyı dikecek olan bu belediye başkanının ilerde büyüyüp "melih gökçek" olmasını ve ahlakı bozulmamış, namuslu genç kızların gönüllerince gezip eğlenebilecekleri, eşek üstünde nasreddin hoca, semah halinde mevlana görünümlü alışveriş merkezleri ile bu şirin ve turistik ilçemizi tüm dünyaya tanıtmasını bekleriz.
günümüze değin bu heykele maruz kalıp da ahlakı bozulmuş olanlarınsa gavur izmir'e ya da alkolik trakya'ya sürülüp cezalandırılmaları ve ibret olsun diye ahlak bilgisi derslerinde okutulmaları konusunda meb müfettişlerinin ve dahi bakanının atılım yapması için bakanlığa mail yoluyla ulaşmayı vatandaşlık görevi bilirim. bence bakanlıkların tamamına namus bekçiliği müsteşarlığı açılmalı ve her alanda ahlaki unsurlar buraya yerleştirilecek ahlaklı kadrolar sayesinde denetlenmelidir.
"aşk yağmuru" ya da asıl önemli adıyla "genç kızların ahlakını bozan heykel"i söküp yerine batının ilmini alabilmemiz için ilk şart olan eyfel kulesi benzeri bir yapıyı dikecek olan bu belediye başkanının ilerde büyüyüp "melih gökçek" olmasını ve ahlakı bozulmamış, namuslu genç kızların gönüllerince gezip eğlenebilecekleri, eşek üstünde nasreddin hoca, semah halinde mevlana görünümlü alışveriş merkezleri ile bu şirin ve turistik ilçemizi tüm dünyaya tanıtmasını bekleriz.
günümüze değin bu heykele maruz kalıp da ahlakı bozulmuş olanlarınsa gavur izmir'e ya da alkolik trakya'ya sürülüp cezalandırılmaları ve ibret olsun diye ahlak bilgisi derslerinde okutulmaları konusunda meb müfettişlerinin ve dahi bakanının atılım yapması için bakanlığa mail yoluyla ulaşmayı vatandaşlık görevi bilirim. bence bakanlıkların tamamına namus bekçiliği müsteşarlığı açılmalı ve her alanda ahlaki unsurlar buraya yerleştirilecek ahlaklı kadrolar sayesinde denetlenmelidir.
Mart 31, 2009
Mad Melih 4
çocuklaaaarr.. melih amcamız bizi çok seviyor! işte ankara'yı turizmin başkenti haline getirecek, döviz üstüne döviz yağdıracak ve ankara'nın daha bir başka güzel olmasını sağlayacak mega projelerden yalnızca bir tanesi. bu resimde, muhteşem bir örneğini gördüğümüz eğlence turizminin vazgeçilmez elemanı "disneyland"ın, dünyanın hiç bir yerinde rastlanmamış korku tüneli eğlencesi. bu tünelden hızla geçerken küçük bir kıza sulanmakta olan yaşlı bir adam görüyoruz ve kızın ona itiraz edişini korku içinde izliyoruz. o minicik kız kötü yola düşüp o.ospu olmasın diye uğraşan bu adamın dramı hepimize ders oluyor.projeye ait diğer resimlere de baktım, heyecanım kabardı, bu fantastik eğlence mekanının inşaatında çalışıp bir an önce tamamlanması için elimden geleni yapmak istiyorum. lambadan çıkan cinler mi istersin, her akşam havai fişek gösterileri mi tercih edersin? öyle böyle değil.
seçimden bir gün önce kızılay metrosundan geçmem gerekti.. geçenler bilir ki metronun altı tam bir sanat yuvası tam bir kültür mantarıdır. seçimlerden bir gün önce de yine bir sergi vardı. sürreal sanatçı gökçek'in tamamlanmamış metro eserlerinin fotoğraflarının sergisi. yani öyle bir sanat icra ediyor ki tamamlanmasına gerek kalmadan fotoğraflanıp sergilenecek kadar değerli, bitmesi gereken zamandan 3 yıl sonra bile bitirmesi gerekmeyecek kadar önemsiz...
bi de bu yaz k.çımızı yıkamaya bile su bulamayınca disneyland'a gelen binlerce turistten istediğimiz birini seçip ülkesiyle su karşılığında pazarlık yapcaz sanıyorum. bu yüzden benim tavsiyem suyu bol olan memleketlerden bir turist seçmek, örneğin isviçre
Mart 19, 2009
bildiri
i. melih gökçek'e, ankaralıyı trafik çilesiyle tanıştırdığı için, tıkanması asla mümkün olmayan ara yolların bile tıkanması konusunda durmaksızın çalıştığı için, her seçim döneminde saçma sapan projelerle karşımıza çıktığı için, ankara'yı ankara yapan her şeyin içine ettiği için, gençlik parkını kullanılmaz hale getirdiği, çiftliği yok etmeye çalıştığı, kuğulu kavşağını iğrenç bi beton yığınına dönüştürdüğü için, ankara'nın yaşanmaz hale gelmesindeki üstün çabası için, tüm bilinçli ankara halkı adına, içimden çok pis küfrediyorum. bilgilerine arz olunur...
Mart 12, 2009
seçim'09
sadece bizim apartmanda 34 kişi kayıtlı görünüyomuş, aslında burda oturmayan ve ben geçen seçimlerde burada oy kullandığım halde benim kaydım çıkmadı seçmen listelerinde. nüfus müdürlüğüne gidip 3,5 saat sıra bekleyip kaydımı yaptırdım. aynı evde oturan herkese kayıt yapılabiliyormuş da kocamın kaydını da yaptırdım o arada. daha oy kullanılmadan oy çalınmaya başladı ülkede, bakalım 30 mart'a nasıl bir sonuçla karşılaşcaz.
Ocak 25, 2009
başkanlık

ben simcity'de muhteşem bir alt yapı üzerine bir şehir kurup, şehrin en kıyısına köşesine kadar çift şerit yollar döşeyip, hemen her semte üniversite inşa edip, sanayi sitesini şehrin uzağına kurmuşken, hem sanayi sitesine hem alışveriş merkezlerine her türlü ulaşım olanağı sağlamışken, dışardan borç almayı bırak komşu şehirlere elektrik ve su satıyorken, sanayi sitesine giden iki metro hattının gerzek Sim'lere yetmemesi (tüm şehir sanayi de kaportacı aq, her gün oraya taşınıyo) ve bu arada sanayi sitesinin üstüne yağan toksik yağmur nedeniyle belediye başkanlığından acımasızca atılabiliyorum da 15 yıldır Ankara'nın başında olan İ. Melih Gökçek, alt yapıyla ilgili hiç bir sorunu çözmemiş, Ankara'nın zinhar trafik olmayacak arka sokaklarında dahi trafik olmasına neden olan köprülü kavşaklar yapmış, halkı kobay yerine koyup sonra bunu pişkin pişkin açıklamış olmasına rağmen, canlı yayına çıkıp hakkındaki yolsuzluk iddialarına tek bir kelime bile cevap vermeden ağzından tükrükler saçarak "sen kendine bak, partine bak" dışında hiç bişi söylemeden ayrılmış olmasına rağmen bu ülkenin başbakanı tarafından hala nasıl başkentin büyükşehir belediye başkan adayı olarak açıklanır ve de açıklanmasını geçtim hala ankara'da seçimin en olası galibi olarak kendisi görülür? Ankara halkı, sanal 3-5 Sim'den daha mı salaktır?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)