Şubat 11, 2009
ilaç
Şubat 09, 2009
vektörlerde ikili ilişkiler ve yansımaları
1- iki kişi sevdikleri bir insan hakkında konuşurken içeri o insan girerse, hafif bir tebessümle ve gelen insanın duyabileceği bir ses tonuyla “iyi insan lafının üstüne gelir” derler; ancak bu iki kişi sevmedikleri biri hakkında konuşuyorlarsa ve sevilmeyen insan yanlarına gelirse suratta “hay skym” şeklinde bir ifade ve gelen kişinin duyamayacağı bir ses tonuyla biri diğerine “iti an çomağı hazırla” der. yani tam da lafının üstüne gelmek çok da matah bişi değildir, atalarımız iki durum için de bir söz söylemişlerdir.
2- bazı kocaman işlerin olabilmesi için öyle küçük küçük adımların yararsız olduğunu ve istediğin kadar böyle adım at asıl istediğin işi yapamayacağını anlatmak istersen “taşıma suyla değirmen dönmez”, ama umudu kırılmış birinin küçük emeklerinin bile değerli olduğunu söyleyip onu gaza getirmek için “damlaya damlaya göl olur” ya, o zaman damlatarak göl yapıp bu gölün kenarından açacağımız kanalla değirmene su götürsek, değirmen döner mi?
3- kendisi için önemli olan antika sayılabilecek ve aslında çok da kullanılamayacak eşyalar söz konusu olduğu zaman “sakla samanı gelir zamanı” diyen bir anane, dedem kendi eskilerini saklamak istediği zaman “eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı” diye adamcağızın tüm değer verdiği ve saklamak istediği şeyleri attırmaya çalışır gerekirse çaktırmadan kendi atardı.
4- bir de aynı atasözü içinde birbirinin tersinden bahsedilir ki ona da komşu bütünler atasözü denir, şöyle ki: “laf var iş bitirir, laf var baş yitirir”.
Şubat 06, 2009
abece
Şubat 04, 2009
dekoratif hayal
.jpg)
Şubat 03, 2009
kurnaz karga - yavru ceylan
yanlışlıkla bir çok hayvanın bulunduğu kocaman bir kitabın içine düşen yavru ceylan, etrafı gezinip, eğlenip oynarken; bülbül gibi şarkılar söyleyen bir karga ceylanı fark edip etrafında dolaşmaya başladığı zaman, küçük ceylan, bu karganın kitabın dışında da hayatında olabileceğini ve kitabın dışındaki görkemli ormanda hayatları boyunca birlikte uçabileceklerini bilemezdi.
her şey masal gibi giderken, karga, bülbül sesiyle ceylana şarkılar söyleyip güzel gözlerinden, mis kokusundan bahsederken, kargaya deli gibi aşık olmuş olan ceylanın karganın kanatlarına tutunarak uçtuğu bu yeni hayatta yaşadığı mutlulukla başının dönmüş olması, hayatının geri kalanında sürekli bir baş dönmesi ve mide bulantısı yaşayacağı anlamına gelmez bilakis, iki üç kadeh tatlı tatlı bişiler içmiş de çakırkeyf olmuş bir baş dönmesi ve sürekli gülümseyen bir suratla yaşayacağını gösterir.
kalbindeki mutluluğun suratındaki yansıması olan bu gülümsemenin aynısının, karganın da yüzünde olduğunu gördüğü sürece, karganın kanatlarında gittiği her yerin sihirli olacağının farkında olan ceylan, karganın peşine takılıp ormanın en uzak, en bilinmedik, daha önce hiç gitmediği en korkulan yerlerine gitmekten çekinmeden, hayatının kalanında hep bu çok sevdiği kargasıyla yaşama kararı almış ve onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.
gökten düşen üç elmanın, kimin kafasına düşüyosa onun zevkine göre; benim kafama düşeninse yeşil, ekşi ve sulu olmasını dilerim...
Şubat 02, 2009
kısa kısa
Ocak 29, 2009
make love not warcraft
aslında onu suçlamak da yanlış olur, kendisi tam da oyunu bıraktığı sırada Blizzard tutup wrath of the lich king’i çıkardı, adamın aklını başından aldı. yavrucum da lunaparkta pamuk şeker görmüş minik bir çocuk heyecanıyla oyunu, bulduğu her türlü belgeden takip etmeye başlayınca, ağzının kenarından akan suları görüp dayanamadım ve yılbaşı hediyesi olarak kendisine bir adet lich king aldım.
şimdi bu olayın iç yüzünü anlayabilmek için anadolu’nun kuş uçmaz kervan geçmez köylerinden birinde yaşayan bir kadından bahsetmek en doğrusu kanımca. törelerin kanun olduğu bu köyde yaşayan ve köyün en güzel kızı olan meyrem ihtişamlı bir düğünle, köyün ağasının oğlu ile evlenir ve evliliklerin başında her şey çok güzeldir. birbirlerini severek evlenmişlerdir. ancak aradan zaman geçtikçe köy halkındaki çocuk beklentisi artmaya başlar. uzun bir süre sonunda meyrem hamile kalır, herkes merakla bebeği beklemektedir. özellikle de kaynana ve kayınbaba. bir bahar ayında doğum yapan meyrem’in bir kızı olur. insanlar dışardan belli etmeseler de arkadan meyrem hakkında konuşmaya başlarlar oğlu olmadı diye. annesi der ki bi dahakine artık. bi kaç yıl sonra meyrem yine hamile kalır, herkes ağa torununun erkek olması gerektiğini düşündüğü için yine köylüyü bir merak alır.. ama meyrem’in yine kızı olur. ağa çok üzülür, oğlu da aslında bir erkek ister ama karısını sevdiği için bişi diyemez. ancak meyrem durumu anlar ve gidip kendi eliyle bir kuma alır gelir. bu gencecik kız, melisa, sadece kocasına bir oğlan versin diyedir ama kız cingöz çıkar ve kocasını meyrem’in elinden alır. adam tarladan eve dönerdönmez melisa’nın yanına koşar, karısıyla ilgilenmez bile, bütün hayatı melisa olmuştur artık…
işte böyle.. yani şunu diyorum ki, kendi elimle kendime kuma almışım da haberim yokmuş. boyu devrilsin o elisa’nın.
ama ben boş durdum mu bu arada? durmadım. kocamın 80 level undead rogue’su olur da benim hiç bişeyim olmazsa olur mu? hemen kendime death knight bir blood elf aldım, 70 level’a getirdim, yemedim yedirdim, içmedim içirdim. hepimize hayırlı uğurlu olsun..
kumam ve ben
Ocak 28, 2009
sessiz tepe -yeniden-

Ocak 27, 2009
i wish...

uluslararası yöresel yemek yarışmaları
Ocak 25, 2009
başkanlık

Ocak 24, 2009
Ocak 23, 2009
Silent Hill: Homecoming
Ocak 20, 2009
ihtiyaçtan, acil

Ocak 19, 2009
gözleme
Kaşınmak.. Ayaklarım kaşınıyo, yolculuğa çıkcam sanırsam ama önce sağ avucumun kaşınması lazım ki para geçsin elime. Bi sürü param olup dünya turuna çıkarsam da nazar değmesin diye k*çımı kaşırım. Sonra “sen kaşınıyon heee” diye bi temiz döverler beni. Başımın kaşınmasının batıl bir dayanağı var mı bilmiyorum ama uzun zamandır banyo yapmıyosun anlamına geliyo ampirik olarak değerlendirirsem..
Ocak 18, 2009
Üzüntü ve Muz Kabuğu
Üzüntü: 20 Eylül’den beri İstanbul’da – şurdan 5 saatlik yol – olan ve yoğun istek üzerine 1 Şubat’a kadar uzatılan Salvador Dali sergisine gidememiş ve gidemicek olmam tamamen kaderin bana keleğidir. Sen kalk Picasso’ya ve hatta Jean Dubuffet’ye bile git ama koskoca Dali aylarca İstanbul’da konaklasın ve gideme. Saçımdan keseceğim birkaç tutamı jöle yardımıyla Dali bıyığı yapıp evin içinde protest yürüşlerde bulunmak ve “Hepimiz Dali’yiz” triplerine girmek hem yollar yürümekle aşınmayacağı için hem de saçlarıma yazık olacağı için elediğim bir seçenek oldu. Kendi kültürümde, elimdekilerle yetinmeye kara verdim ve “İkimiz bir fidanın güller açan Dali’yiz” diyerek İstanbul’da bir başka sürrealist: Hakı Bulut’u saygıyla andım. Bir gün Ankara’ya kocaman ressamların muhteşem sergilerini getirebilecek kadar zengin olup tüm sanatı ayağıma getirmeye, hatta o kadar zengin olmuşken hepsini kendi evlerinde ziyaret etmeye karar verdim.
Ocak 17, 2009
karma
“Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.”
Al Capone’un 110uncu yaşı şerefine…
-------------------------------------------------------------------
Bugün yeni bir 1 gb.lık ram ve kablosuz klavye+mouse seti aldık bana. Daha hızlı çalışan bir bilgisayarım ve yepisyeni, pırıl pırıl klavyem var. Tuşları da bööle yumuşacık. Yazı yazması çok zevkli.
Mouse ööle süper bişi değil ama kablosuz olduğu için onu da seviyorum.

aha da bunlar
-------------------------------------------------------------------
Bilgisayarım daha hızlı çalıştığına göre işlerimi bitirip para kazanabilirim. Kazandığım paralarla daha iyi bi pc hatta bir gün belki de – gerçekten uslu bir çocuk olursam – bir iMac sahibi bile olabilirim. İşte o günün hayaliyle işlerimin başına dönüyorum.
Ocak 16, 2009
Büyük Muharebe
Uzun zaman önce, o zamanların en güçlü, en başarılı, en çevik, en korkunç ve en acımasız şövalyesi olan Lord O’nion ile giriştiğim bir kavgada aldığım bir yara var. Üstünden bu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen boylamasına uzanan bu yara içten içe sızlamaya, dokundukça acımaya devam ediyor.
Hayret şey doğrusu bu kadar zaman sonra bile ilk günkü kadar canımı acıtan bir yara almış olmam, dövüş sırasında gözlerimden yaşlar gelerek acı içinde kıvranmış olmam ve dokundukça iliklerime kadar hissettiğim, acısı kemiklerimi sızlatan böyle bir yara ile yaşıyor olmam bile Lord O’nion hakkında kötü düşünememe neden olmuyor. Ama benim geldiğim yerde bilge büyüklerimizin her zaman söylediği bir şey vardır: “Senin düşmanın olması bir kişiyi kötü yapmaya yetecek bir sebep değildir. Çünkü sen de onun düşmanısın ve bu senin kötü biri olduğunu göstermiyor.” İşte biz bu nedenle benim geldiğim yerde düşmanımıza da saygı duyarız. Bende bıraktığı bu yarayı bir yana bırakıp, artık hayatta olmayan sevgili Lord’a saygılarımı sunuyorum. R.I.P
(yani demem o ki, geçen gün soğan doğrarken baş parmağımı bi kesmişim boydan boya, daha da kapanmadı yarası. Habire limon suyu, domates suyu, tuz filan giriyo yaranın içine, acıyo da acıyo. Kemiklerim sızlıyo valla ya. Tuzlu çekirdek yemek de bir işkence oldu bu yüzden. Dün akşam acılar içinde bi poşet çekirdeği nasıl bitirdiğimi bi ben bilirim bi de elini kesip de tuzlu çekirdek yemeye çalışanlar)
